Ömer Faruk ÇOLAK / EKONOMİ ATLASI 26 Temmuz 2023 Çarşamba

Enflasyon oranının yükselmesi ve yarattığı belirsizlik, tüm fiyatlama davranış biçimlerini etkilemekte. Enflasyon oranının artmasıyla birlikte, faiz oranı yükselir (Türkiye uzun süre buna direndi), ücretler de artar; en azından ücret artış talepleri, işçiler tarafından dile getirilir. İş gücü ve diğer maliyetlerdeki artışlar üreticinin-satıcının fiyatlarını da yukarı çeker.

Bu sarmal otomatik olarak işliyor gözükse de arada gecikmeler (lag) olur. Örneğin enflasyon oranı yükselir yükselmez ücretler artmaz. Eğer gelecek döneme ilişkin enflasyon beklentisi düşük ise toplu sözlemlerde ücret taleplerine karşı işverenler daha da sert bir duruş sergiler. Bu duruşun sertliği, karşısındaki işçi sendikasının gücüne bağlıdır.

1980 sonrası İngiltere’de Margaret Hilda Thatcher, ABD’de Ronald Reagan, Türkiye’de önce darbe lideri Kenan Evren, sonra Turgut Özal işçi sendikalarının gücünü tırpanlamaları sonrasında işverenler daha rahat toplu sözleşme masasına oturur oldular. Türkiye’de 2002 sonrası iktidar daha kesin bir yöntem benimsedi ve bir işçi konfederasyonu dışındaki tüm sendikaları kendisine bağladı. Hatırlıyorum, bir yıl memur sendikası hükümetin teklif ettiği ücret artışından daha düşük bir teklifle masaya oturmuştu.

Hükümetlerin kriz döneminde sermayeden yana tavır koyması küreselleşme sonrası adeta kural haline geldi. Nitekim pandemi döneminde de böyle oldu. Hükümetlerin verdikleri teşviklere rağmen, bu süreçte işsizlik oranıyla birlikte enflasyon oranı da yükseldi. Tedarik zincirindeki aksamaların pandemi sonrasında da sürmesi, artan emtia fiyatları, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması, işgali ve de parasal genişlemenin tavan yapmasının etkisiyle enflasyon oranı beklenin üzerinde arttı. Enflasyon, bazı ülkelerde son kırk yılın en yüksek oranına kadar çıktı.

Tablo bu olunca, başta ABD ve AB olmak üzere birçok ülke politika faiz oranlarını yükseltti. Parasal ve mali sıkılaştırmayı birlikte uygulandı. Bu politikalar sonuç verdi. Örneğin ABD’de Haziran 2023 itibarıyla yıllık enflasyon oranı bir yıl içinde yüzde 10’dan yüzde 3’e geriledi. Enflasyon oranı AB’de aynı dönemlerde yüzde 9,6’dan yüzde 6,4’e geriledi. Euro Bölgesi’nde de bu oranlar yüzde 8,6 ve yüzde 5,5 oldu.

Enflasyon oranındaki bu düşüşlere rağmen ülke hükümetleri gelinen düzeyden mutlu değiller. Çünkü onların hedefi yüzde 2,0. Enflasyonun neden beklenenden hızlı gerilemediğinin yanıtını, son bir ay içinde Avrupa Merkez Bankası (ECB), OECD, IMF ve Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) gibi kuruluşlar verdi. Enflasyonun beklenenden yüksek olmasının nedeni, kâr oranlarının yüksek olmasıdır, dediler. Hatta IMF 26 Haziran 2023’te Twitter hesabından şöyle bir mesaj paylaştı “Şirketler fiyatları ithal enerjinin artan maliyetlerinden daha fazla artırdıkça, artan şirket kârları son iki yılda Avrupa’nın enflasyonuna en büyük katkıyı yaptı.” (https://twitter.com/IMFNews/status/1673287590865412096?s=20) IMF’nin genel müdür yardımcısı Gita Gopinath da geçen ay “Enflasyon hızla düşecekse, firmalar kâr marjlarının […] düşmesine izin vermeli.” dedi (https://www.imf.org/en/News/Articles/2023/06/26/fdmd-speech-sintra-3-uncomfortable-truths). Bu ifadeler sağlam verilere dayanıyor. Eğer grafiği biraz dikkatli incelerseniz, Euro Bölgesi’ndeki enflasyonun yarısının kâr oranlarındaki artıştan kaynaklandığı görebilirsiniz.

Böyle bir mekanizmanın altında elbette piyasa yapısı, regülasyonlar ve talep baskısı önemli rol oynamakta. Benzer bir durum kabaca ülkemizde de söz konusu. 2023 yılı ilk çeyreğinde Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin net kârlarına baktığımızda, bazı şirketlerin kârlarının muhteşem olduğunu görmekteyiz.

Haziran 2023’te yıllık TÜFE artış oranı yüzde 38,2; Yİ-ÜFE’deki artış yüzde 40,4 iken net kâr artışı yüzde 511, yüzde 149, yüzde 110 olan şirketler bulunmakta.

Bu şirketlerin yer aldıkları piyasaya baktığımızda, neredeyse tekelci konumda olduklarını görmekteyiz. Diğer yandan büyük şirketlerin düşük maliyetli krediye erişim kolaylığına sahip olması ve aldıkları vergi vb. teşvikler, şirketleri yüksek kârlı çalışır hale getirmekte.

Bu durum firmaların fiyat artışlarını frenlememekte, aksine, tekelci aşırı kârını elde etmekteler. Ülkemizde pek konuşulmayan ancak etkisi gittikçe artan kâr enflasyonu özellikle büyük firmaların büyümesine, hâkim ortakların servetlerinin artmasına kaynaklık etmekte. Bu arada KOBİ’ler, özellikle küçük firmalar ne yapıyor derseniz, batıyorlar. Yanlış regülasyonlar (özelleştirmeler) yapılırsa, kaybeden, toplumsal refah olur.

Haftanın Okuma Önerisi: Bir Alternatif Var, Nicolas Pons-Vignon