TÜRKİYE’DE İSTİHDAM SORUNU VAR

 

TUİK tarafından Ocak 2010 Hanehalkı İşgücü Anketi açıklandığından, sonuçlara ilişkin geleneksel olarak sürdürülen tavır pek değişmedi. İşgücü piyasasının tarafları kendi cephesinden verileri yorumladı. Yorumlarda daha çok işsizlik arttı, yok artmadı, azalmaya başladı savlarının karşılıklı mücadelesi şeklinde geçti. Bundan sonra açıklanacak anketlerde de benzer tartışmalar yapıldığını göreceğiz. Ancak gelin biz analizimizi biraz farklılaştırılalım ve bir sonuç değişkeni olan işsizlik oranından öteye taşıyalım.

Türkiye’de işgücü artıyor. 2008’den 2009’a çalışma çağındaki nüfus 827 bin kişi artmış durumda. Yani mevcut işsizlerin yanında işgücü piyasasına giren yeni bir kitle var. Dolayısıyla Türkiye sadece mevcut işsizlere değil, işgücü piyasasına yeni girenler için de önümüzdeki yıllarda iş yaratmak zorunda.

Diğer yandan işgücüne katılım oranı özellikle kadın ağırlıklı olmak üzere artıyor. İşgücüne katılım oranı bir yılda yüzde 1,7 arttı. Kadınlarda işgücüne katılma oranı ise yüzde 2,4 yükseldi. İşsizliğin artması ile birlikte düşen hanehalkı geliri, kadınların işgücü piyasasına girmesine neden oluyor. Kadınların işgücü piyasasına girmesi olumlu, bu gelişmeye neden olan olgu düşündürücü.

Bu dönüşeme karşın kadınlar hala ev işleri nedeni ile işgücü piyasasından uzak tutuluyor. Evdeki işler nedeni ile işgücü piyasasına girmeyenlerin tamamı kadın. 12.258 bin kadın ev işleri nedeni ile işgücüne dahil değiller. Bu sayı bir anlamda Türkiye’de erkeklerin maçoluğunu da teyit ediyor.

2009’dan 2010’a işsizlik oranındaki yüzde 1’lik düşüşün altında ücretsiz aile işçiliği ile tarım sektöründe çalışanların sayısındaki artış yatıyor. Son bir yılda tarım sektöründe çalışanların sayısı 706 bin kişi arttı. Tarım sektörünün milli gelirden aldığı pay 2009 yılında sadece yüzde 8,0 olduğu düşünüldüğünde 706 bin ek istihdamın yaratılamayacağı da açık. Yani kriz tarım sektöründeki gizli işsizliği artırdı. Diğer yandan ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısındaki artış   431 bin. Ücretsiz aile işçiliği demek karın tokluğuna çalışmak hatta çalışmadan çalışıyor gözükme emek. Bu kesimi ne kadar istihdama sayılır, kararı size bırakıyorum.

Bu iki veriye 2.394 bin iş aramayıp, çalışmaya hazır olanlarla, 873 bin iş bulma ümidi olmayanları eklediğimizde işsizlik oranının, açıklanan oranın yaklaşık iki katı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu da işgücü piyasasında her dört kişiden birinin işsiz olduğunu göstermekte.

İşsizler içerisinde gençler önemli bir yer tutuyor. Genç işsiz oranı yüzde 25,9’a ulaşmış durumda. İşsizlerin eğitim durumuna göre analiz ettiğimizde bir veri hemen öne çıkıyor. İşsizlerin yüzde 15,0’ı lise altı eğitim alanlar, yüzde 17,6’sı lise mezunu, yüzde 15,6’sı meslek lisesi mezunu, yüzde 11,5’i üniversite mezunu. Buna karşın okur yazar olmayanlarda işsizlik oranı  yüzde 8,9. Bu veriler bize maliyet getiri ilişkisini eğitim için konuşmamızı gerektiğini gösteriyor. Maliyeti yüksek olan bir yatırım (eğitim) yapıyorsunuz ve getirisi düşük. Bu durumda şu soruyu sormak gerekiyor. Neden eğitim alayım? Bu soruya bir de eğitimin niteliğini eklerseniz, doğrusu çocuğunuzu okuldan alma noktasına gelebilirsiniz.

Bu veriler düzenli olarak yayınlandığı halde eğitim sistemine patronluk yapanlar pek ilgilenmiyorlar ki, hala talebi olmayan alanlara öğrenci alıyorlar ve kendilerince eğitiyorlar. Orta öğretimi imam-hatip kıskacına, üniversiteyi türban kıskacına ve Anadolu Lisesi ve üniversite sınavını dershane kıskacına sokanlar umarız bir gün bu tabloyu sorgularlar.

İşgücü arzı ve talebi arasındaki ilişki iktisat lisans eğitiminin ilk iki yılında öğrencilere anlatılır, gençlerde bunu öğrenirler, sonra da yaşadıkları ülkede durum ne diye bakarlar. Sonuç onlar için hayal kırıklığı olur. Genel olarak takip eden ilk derste sorulan şu soruyu sorarlar: Biz ne yapacağız hocam? Aynı soru size. Bu gençler ne yapacak?