Dünya Gazetesi Yazıları
ABD ve AB’deki BORÇ KRİZİNİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNE ETKİLERİ 20/07/2011
ABD ve AB’nın borç sorunu aynı hastalığa tutulmuşlara benziyor. Fakat ABD’de yaşanan borç tabanı sorunu daha çok politik. Örneğin kamu borçlarının GSYH oranı yüzde 212,7 olan Japonya’da böyle bir kriz yaşanmıyor. Birkaç gün önce Çin hükümeti şu anda Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında yaşanan çatışma için: ateşle oynuyorlar yorumunu yaptı.
ABD’de Ne Oluyor
Net sorun şu: Obama Yönetimi ABD’nin borç tabanının 14,3 trilyon doların üzerine çıkarılmasını ve 2,4 trilyon dolar daha artırlmasını istiyor. Bu olanak sağlanmaz ise, Cumhuriyetçileri maaşları dahi ödeyemeyeceklerini söyleyerek tehdit ediyor. Cumhuriyetçiler de hazır bulmuşken Hükümeti daha çok sıkıştıralım, kamu harcamalarını kısacak önlemler alınmasını sağlayalım, böylece vergilerin artışın önünü kesmiş oluruz düşüncesindeler.
Bu çatışmadan hangi taraf galip çıkarsa çıksın ABD’de işler iyi gitmiyor. Adeta yeni bir “Lehman Durumu” yaşanıyor. Fakat sorunu tümü ile ABD’deki gelişmelere bağlamak da mümkün değil. Avrupa Birliği’nde yaşanan borç krizi de, ABD’yi vuruyor. ABD gelinen noktadan belki AB’den daha çok sorumlu görülebilir. Çünkü 2008’den bu yana ABD küresel finansal sisteminde yapısal değişime yönelik bir türlü somut adım atmadı. Hatta samimi olarak buna öncülük bile etmedi.
ABD Borcu Diğer Ülkelere Yaymış Durumda
ABD’deki borç sorunu elbette bugünün sorunun değil. Özellikle 2000’li yıllardan krize değin, hanehalkı tasarrufu yerlerde süründü, yüzde 1’ler düzeyinde idi. Ancak kriz sonrası yüzde 6’yı yakaladı. Yani ABD halkı iyi tüketti. Bugün bunun bedelini ödüyor. Ancak ABD ekonomisinin büyüklüğü ve borçların küresel ölçekte yayılmış olması sorunu küresel ekonomiyi vurma noktasına getirdi. ABD’nin borç veren ülkelerin başında 1,153 milyar dolar ile Çin geliyor. Çin’i 907 milyon dolar ile Japonya ve 333 milyar dolar İngilter’e izliyor.
ABD’de Türkiye’ye Borçlu
İlginç bir veride, ABD tahvillerinin 38 milyar dolarlık kısmının Türk bankaları (TCMB) dahil, firmaları ve kişilerin elinde bulunması. Açıkçası ABD’nin uçan kuşa borcu bulunuyor.
AB’de Borç Sorunu Baş Ağrıtıyor
Avrupa Birliği’nde özellikle Euro alanı içinde yer alan İtalya, İrlanda, Portekiz, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’ın borç stoku ve borçları çevirmekle ilgili yaşadıklar sorunlar, nerede ise parasal birliği yıkma noktasına getirdi. Artık Avrupa Para Birliği’ne yönelik olarak “ya sev ya vazgeç” sloganları daha çok duyulur hale geldi. Euro alanının borç stokunun GSYH’ya oranı yüzde 95,6’ya yükselmiş durumda. En yüksek borçlanma oranı yüzde 157,1 ile Yunanistan’a ait. Ancak bugün için borç sorunu yokmuş gibi duran Fransa’nın borç stoku oranı yüzde 100,0, Almanya’nın yüzde 86,9; Euro Alanı dışında bulunan İngiltere’de oran yüzde 93,3’e ulaşmış durumda. Böylece yaşanan kriz AB’nin Maastricht kriterlerini unuttuğunu da (kritere göre borç stokunun GSYH’nin yüzde 60’ını geçmemesi gerekiyordu) göstermiş oldu.
AB’deki borç sorunu kritik. Çünkü borçlu ülkelerin tahvilleri özellikle Fransa, İngiltere ve Almanya bankaları tarafından tutuluyor. Örneğin Yunanistan’ın tahvil stokunun yaklaşık yarısı Fransız ve Alman Bankalarının elinde. Yani Yunanistan’ın iflas ettiğini açıklaması sadece (zimni olarak şu anda iflas etmiş durumda) Yunan’lıları değil, Fransız’ları ve Almanlar’ı da ilgilendirmektedir. Nitekim bundan dolayı nazlanarakta olsa, bu ülkeler Yunanistan’ı kurtarma da başı çektiler.
Borç Sorunu ABD’nin ve AB’nin Değil, Tüm Ülkelerin
Yaşananları ellerini ovuşturarak seyreden bir ülke yok. Çünkü bu ülkelerdeki krizin daha da derinleşmesi diğer ülkeleri de krizin içine sürükleyecek. Özellikle de borç stoku ve/veya cari açık düzeyi yüksek olan ülkeler ilk olarak kriz girdabının içine düşecek olanlar olacak. Türkiye’de bunlardan birisi. Nitekim Başbakan Yardımcısı Ali Babacan geçtiğimiz hafta İtalya’nın borç sorununun Türkiye’yi de krize sürükleyebileceğini kibarca ifade etti.
Türkiye Krizden Etkilenir, TCMB’de, Hükümette Tedbirli Olmak Zorunda
ABD ve AB’de bu kriz yaşanırken, Türkiye ekonomisi yüzde 11,0 oranında büyümenin keyfini çıkartıyor ise de, bu keyfin uzun soluklu olması mümkün değil. Türkiye’de Merkezi Yönetim borç stoku (buna özel sektörün borç stoku dahil değil) Mayıs itibari ile 492 milyar TL (308,7 milyar dolar). Bu borcun 362,6 milyar TL’si (227,5 milyar dolar) iç borç, 129,4 milyar TL’si (81,1 milyar dolar) dış borç şeklinde. Türkiye’nin borç stokunun GSYH oranı yüzde 43 düzeyinde. Bu tablo Türkiye’yi AB ülkelerine göre rahatlatıyor.
Türkiye ekonomisinin zayıf halkası cari açık düzeyi. Çünkü yılın ilk beş ayında (Ocak-Mayıs döneminde) cari açık bir önceki yıla göre yüzde 121,3 artarak 37,2 milyar dolara ulaşmış durumda. Üstelik bu cari açığın finansman kalemleri ciddi biçimde sorunlu. Çünkü bu açık sadece kısa vadeli sermaye hareketleri (sıcak para) ile finanse edilmemekte, aynı zamanda kaynağı meçhul net hata noksan kalemi ile de finanse edilmekte. Yılın ilk beş ayında net hata noksan kalemi 8,4 milyar dolara ulaşmış durumda. Bu rakam 2010 yılında 836 milyon dolar gibi oldukça düşük düzeyde idi.
Türkiye bu arada yüksek büyüme oranından memnun değil. Bunun için TCMB Kasım 2010’dan bu yana parasal tabanı daraltmaya yönelik politikalar uyguluyor. Bunun için karşılık oranlarını artırıyor. Son bir aydır BDDK’da TCMB’ye destek veriyor. Kredilerin teminat düzeylerini yükseltti. Adeta KOBİ’lerin finansmanını imkansız hale getirdi, tüketici kredisi plasmanını daraltmaya çalıştı. Sonuçta bankacılık sektörüne kredi plasmanını yeterince kıstıramadı ise de, bankaların karların düşmesini sağladı. Mayıs ayı itibari ile bankaların karları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18,4 azaldı. Bu da doğal olarak sektörün sermaye yeterliliği oranını aşağıya çekti ve yüzde 17,4’e düşmesine neden oldu. Oran düştü, çünkü bankalar elde ettikleri kardan sermaye yaratırlar.
ABD ve AB’de borç krizinin önümüzdeki günlerde aşılacağını öngörmekte ise dek, faiz oranlarının küresel ölçekte yükseleceğini de tahmin etmekteyiz. Nitekim Avrupa Merkez Bankası faiz oranını yüzde 1,5 düzeyine çekti. Eğilimin bu yönde devam etmesi Türkiye’de merkezi yönetiminde, özel kesiminde (bankalar dahil) borçlanma maliyetini artırdığı gibi, borçlanma imkanını kısıtlayabilir. Bu durum Türkiye ekonomisinin TCMB’nin istediğinden daha büyük oranda daralmasına neden olabilir.
Haziran ayı itibari ile Merkezi Yönetim bütçesi fazla vermiştir. Türkiye ekonomisi için mevcut ortamda oldukça iyi bir gelişmedir. Ancak bu bütçe dengesinin sürdürülebilirliği zordur. Bundan dolayı yeni hükümetin yapısal önlemler konusunda hızlı davranması gerekmekte. Cari açığı azaltma işini TCMB’ye ihale edilmiş olması, sorunu ortadan kaldırmaz. Çünkü teorik olarak da, politik olarak da, uygulanan enflasyon hedeflemesi çerçevesinde para politikasının hem iç dengeyi hem de dış dengeyi sağlaması mümkün değildir. Bu olgunun hükümet tarafından acilen görülmesi, olası dalgalanmaları engellemek açısından önemlidir.(Hükümetten bu yönde işaretler gelmektedir). Muhalefetin bu yaşananlar konusunda hükümete öneri getirmesi gördüğümüz kadarı ile mümkün gözükmemektedir. Hükümet bu konuda parlamentoda yalnızdır. Ancak iş dünyası ile (TOBB, TİSK; TÜSİAD) sıkı işbirliği, politikaların oluşturulmasını ve uygulanmasını hızlandırabilir.
Dünya Gazetesi