İklim değişimi ve çevre kirliliği yıllarca küçük bir aydın grubunun uğraştığı bir sorun gibi algılandı. 2000’li yıllardan sonra bu algı değişmeye başladı. Çünkü küresel ısınma ekonomiyi vurmaya başladı. 

Sorunun büyümesini yavaşlatmak için 2015 yılında imzalanan Paris İklim Antlaşması önemli bir ataktı. Bir yıl sonra ABD Başkanlık koltuğuna oturan Trump, ülkesini Antlaşma’dan çekince adeta bu küresel mutabakat güdük kaldı. Bu karar önemliydi çünkü dünyadaki karbon salınımının yüzde 25’i ABD’ye ait. Biden seçim sürecinde, seçilir seçilmez Antlaşma’ya geri dönüleceği sözünü vermişti. Bu sözünü de tuttu. Önümüzdeki yıllar için bu umut verici bir gelişme oldu diyebiliriz. 

İklim değişiminin kaynağı elbette sürekli artan tüketimle beslenen kapitalizmdir. Ancak bu eğilime adı komünist olan partilerce idare edilen ülkeler de uydu. Elbette Çin, bu ülkelerin başında yer almakta. 

Türkiye, Paris Antlaşması’nı parlamentosunda onaylatmayan altı ülkeden birisi (sayı yediydi, ancak geçen hafta Libya bu listeden çıktı). Bu bizim için şaşırtıcı değil. Çünkü son 20 yıldır Türkiye çevre açısından koruyucu değil, adeta katledici bir ülke gibi davranmakta. Siyasi erk çevrecileri terörist ilan edecek kadar gözü kararmış bir politika yürütmekte. Sermaye sınıfı bu süreçte hükümetin yanında yer aldı. Bu kesim son birkaç yıldır iklim değişimine ilişkin raporlar hazırlatarak adeta günah çıkartmakta. Ancak bu tavırları ikircikli, göz boyamaya yönelik. Çünkü bu raporları hazırlatan sermaye örgütleri, üyelerinin yürüttüğü maden, baraj, inşaat çalışmalarını görmezden gelmekte. 

İTD bu sayısında iklim değişimini masaya yatırdı. Makaleleri okuduğunuzda umarım doyurucu bir sayı olmuş dersiniz. Destek veren tüm akademisyenlere teşekkür ediyoruz. 

Son günlerde iktidar ve muhalefet yanlısı basın organlarında, yaşananları ibretle izlemekteyiz. Bu medya organlarında yazan, ekranlarda görünen, adı gazeteci olan ancak gazetecilik yapmayanların havalarına bakarak, bunların hangi toprağın çocukları olduğunu kendi kendimize sormadan edemiyoruz. 

Tüm bunları gördükçe eminim siz de İTD’nin bağımsız kalan az sayıda yazılı basının bir parçası olduğunu görmekten mutlu oluyorsunuzdur. Biz mutluyuz, gururluyuz çünkü bu yandaş ve arkadaş çukurunun içine düşmedik. 

Geçen sayıdaki çağrımı tekrarlıyorum: 

İTD’ye abone olunuz, satın alıyorsanız bir dergi de arkadaşınız için alınız. Dergimizin yayıncısı Efil Yayınevi’nin kitaplarını satın alarak bize destek olunuz. 

Unutmayınız, İTD basında hala ayakta kalan bağımsız birkaç kaleden birisi. 

Sağlıkla, sevgiyle, okuyarak kalın.